Yalnız... Dokunamayan...
Yalnızlık, kaybolmuşluk ve bir bütünün parçası olabilmek üzerine kısa bir yazı.
Sayımız arttıkça kaybolmuşluk hissimiz de artıyor değil mi? Bağırasın gelmiyor mu, yalnızların arasında yitip giderken? Uçup kaçmak istemiyor musun bu karınca sürüsünden? Basit yinelemelerle doldurdun hayatını, biri çıkıp kurtarana kadar seni. Beyaz atlı prensini arıyorsun, her seferinde yanılsan da. Kaçtığın şeye doğru koşuyorsun.
Kendi içinde bir bütün olup, daha büyük bir bütünün parçası olabilmek.. Hayatın sırrı buralarda bir yerlerde saklı, -neredeyse- eminim. Tek başınalığı unutmadan sevebilmek. Aynılığı unutmadan farklı olabilmek. Farka rağmen aynı olabilmek. Kaderini kabullenmek, görmek. Zamandan bağımsızsan özgürsündür. Aslında olay basit; herkese “seni seviyorum” diyebilmek..
İkiyüzlüyüz, bunu kabul edelim. İçimizle dışımız farklı. Toplumsal huzur için, ‘kabul edilebilir bir birey’ olabilmen için dışındaki olmak zorunda hissediyorsun biliyorum, ama yanılıyorsun. Kalıplara sıkışma, seni bunaltan bu. Tek değilsin, hiç olmadın, olmayacaksın da. Artık aç gözlerini. Bırak umudun olayım ve aksın dünya ellerinden..